Çalışma izni iptal edilmesi/verilmemesi nedeniyle mesleğini icra edemeyen öğretmenlerin kazanç kayıpları idari yargıda “muhtemel zarar” sayılarak reddediliyordu — Anayasa Mahkemesi’nin 28/1/2026 tarihli kararı (B. No: 2021/15434) bu yaklaşımı değiştiriyor.
OHAL döneminde 667 sayılı KHK ile kapatılan özel öğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin çalışma izinleri iptal edilmiş, ayrıca bu kişilere başka bir özel öğretim kurumunda çalışma izni de verilmemişti. Yıllarca mesleğini icra edemeyen bu öğretmenlerin uğradığı kazanç kaybı, idari yargıda çoğu zaman “muhtemel zarar” sayılarak tazmin edilmiyordu. Anayasa Mahkemesi’nin yeni tarihli kararı, bu zararın mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken gerçek bir zarar olduğunu ortaya koyarak çalışma izni iptali tazminat davası talebinin önünü açıyor. İzmir idare hukuku avukatı olarak inceledik.
15 Temmuz 2016 sonrası ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan 667 sayılı KHK ile, çok sayıda özel öğretim kurumu kapatıldı. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre bu kapsamda 1.000’i aşkın özel okulun yanı sıra yüzlerce özel öğrenci yurdu, etüt merkezi ve kurs kapatılmış; sonraki düzenlemelerle bunların küçük bir kısmı listeden çıkarılmıştı. Geriye kalan kurumlarda görev yapan çok sayıda öğretmen ise iki ayrı sonuçla karşılaştı.
Birincisi, çalıştıkları (artık kapatılmış) kurumdaki çalışma izinleri iptal edildi. İkincisi, bu kişilere başka bir özel öğretim kurumunda da çalışma izni verilmedi. Bunun dayanağı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 21/07/2016 tarih ve 7783529 sayılı Genelgesi’nin 3. maddesindeki şu hükümdü: “… bu personele başka bir özel öğretim kurumunda çalışma izin onayı düzenlenmeyecek ve MEBBİS üzerinde gerekli bilgiler işlenecektir.” Sonuçta çok sayıda öğretmen, yıllarca mesleğini icra edemedi ve gelir elde edemedi.
Çalışma izni verilmemesine ilişkin bu hüküm, Danıştay Sekizinci Dairesi kararıyla iptal edildi; çünkü kişiyi başka tüm özel öğretim kurumlarında çalışmaktan alıkoyan bu kalıcı yasağın kanuni bir dayanağı yoktu. Ne var ki asıl mesele burada bitmedi: bu düzenleme yüzünden yıllarca çalışamayan kişilerin kazanç kayıpları ve uğradıkları manevi zararlar ne olacaktı?
Kazanç kaybının Danıştay Sekizinci Dairesi tarafından “muhtemel zarar” sayılıp reddediliyor olması kişilerin çalışma izni verilmemesi nedeniyle uğradıkları zararı tazmin edememelerine yol açmaktaydı.
Bu öğretmenlerin açtığı tam yargı (tazminat) davalarında çoğu zaman ikili bir tablo ortaya çıkıyordu:
Manevi tazminat yönünden zaman zaman mahkemeler bu kişilier lehine hüküm verebiliyordu; mesleğini icra edememenin kişide yarattığı sonuçlar kısmen tanınıyordu. Ancak bu noktada kabul edilen tutarlar manevi zararı karşılamaktan ziyade sembolik bir bedel olarak da kalabiliyordu. AYM’nin vermiş olduğu kararda özel hayata saygı hakkı kapsamında bu hususta da değerlendirme yapılmış ve hak ihlali kararı verilmiştir.
Maddi tazminat yani kazanç kaybı yönünden ise talepler büyük ölçüde reddediliyordu. Gerekçe, idari yargıdaki yerleşik tazminat ilkesiydi: tazmin edilecek zararın kesin, gerçek ve miktarı belirlenebilir olması gerekir. Mahkemeler, çalışamadığı dönemde elde edilemeyen geliri “muhtemel zarar” (henüz gerçekleşmemiş, varsayımsal kazanç) olarak nitelendirip tazminat talebini reddediyordu.
Böylece tablo şuydu: hukuka aykırı bir yasak yüzünden yıllarca çalışamamış, geliri tamamen kesilmiş kişi, bu somut kaybı için maddi tazminat alamıyordu.
Anayasa Mahkemesi’nin yeni kararı ne değiştirdi?
Anayasa Mahkemesi 28/1/2026 tarihli kararında (B. No: 2021/15434), çalışma izni hukuka aykırı şekilde elinden alınan ve yıllar sonra iznine yeniden kavuşan bir öğretmenin maddi tazminat talebinin “muhtemel zarar” gerekçesiyle reddedilmesini hak ihlali saydı. Mahkeme özellikle şu hususlara dikkat çekti:
- Kayıp belgelenmişti, varsayımsal değildi.
Başvurucu, çalışma izni iptal edilmeden önceki ücretini ve yeniden çalışmaya başladıktan sonraki ücretini, iş sözleşmeleriyle birlikte somut olarak ortaya koymuştu. Arada kalan ve geliri tamamen kesilen dönem belliydi. - İznin iadesi veya yeniden çalışma izni veriliyor olması geçmiş kaybı telafi etmez.
Hukuka aykırı işlemin sonradan geri alınması, o işlemin yıllar içinde yarattığı somut maddi zararı ortadan kaldırmaz. - Belgelenmiş kaybın tümden reddi orantısızdır.
Bu yöndeki yaklaşım, kişiye şahsi ve orantısız bir külfet yükler; mülkiyetin korunması ile kamu yararı arasındaki adil dengeyi birey aleyhine bozar ve ölçülülük ilkesini (Anayasa m.35) ihlal eder.
Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, somut verilerle ortaya konan kazanç kaybının salt “muhtemel zarar” sayılarak reddedilemeyeceğini; bunun mülkiyet hakkı kapsamında korunan, gerçek ve giderilmesi gereken bir zarar niteliğinde olduğunu hüküm altına almaktadır. Mesleğini yıllarca yapamamanın doğurduğu manevi zararın da sembolik bir tutarla geçiştirilmesini özel hayata saygı hakkı (Anayasa m.20) yönünden yetersiz buldu. Karar sonucunda ihlal tespit edilerek dosya yeniden yargılama için derece mahkemesine gönderildi.
Hangi Durumda Hangi Yol İzlenmeli?
Bu karar; kazanç kaybının artık otomatik biçimde “muhtemel zarar” sayılıp reddedilemeyeceğini, somut delillerle ortaya konduğunda mülkiyet hakkı kapsamında tazmin edilmesi gereken gerçek bir zarar olduğunu gösteren güçlü bir dayanaktır.
Ancak bu hakkın nasıl aranacağı, mevcut dosyanızın hukuki aşamasına göre değişiklik gösterir:
Henüz Dava Açmamış veya Davası Devam Edenler (Derdest Dosyalar): Bu karar, mahkemeye doğrudan sunulabilecek ve davanın seyrini değiştirebilecek en güçlü emsal içtihattır.
AYM’den Kendi Adına İhlal Kararı Alanlar: Daha önce idare mahkemelerinde reddedilen dosyalar için bu ihlal kararı ile birlikte yeniden yargılama yolu açılır.
Davası Çoktan Kesinleşmiş Olanlar: Burada süreç biraz daha karmaşıktır ve belirleyici unsur, kazanç kaybı talebinizin geçmişte mahkeme tarafından esastan karara bağlanıp bağlanmadığıdır:
Talep daha önce esastan görülüp kesin hükme bağlandıysa: Hukuken izlenebilecek yollar oldukça sınırlıdır.
Kazanç kaybı geçmişte hiç dava konusu edilmediyse: İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK m.10) kapsamında idareye yeni bir başvuru yapılması ve bu başvurunun reddi halinde yeni bir tam yargı davası açılması gündeme gelebilir.
Kritik Not: Kaybın somut belgelerle (eski/yeni sözleşmeler, ücret bordroları, çalışılamayan dönem) ispatlanması ve zararın çalışma yasağıyla arasındaki nedensellik bağının net kurulmasıdır. Nihai tutar takdiri ve dosya sonucu her olayın kendi koşullarına göre derece mahkemelerince belirlenir.
Sıkça Sorulan Sorular
KHK ile çalışma izni iptal edilen öğretmenler geçmişe dönük maaş/kazanç kaybını alabilir mi?
Cevap: Evet, Anayasa Mahkemesi’nin 28/1/2026 tarihli kararı uyarınca, somut belgelerle (eski sözleşmeler, ücret bordroları vb.) kanıtlanan kazanç kayıpları artık “muhtemel zarar” sayılmayacak ve mülkiyet hakkı kapsamında tazmin edilebilecektir.
Daha önce açtığım tazminat davası reddedildi, şimdi ne yapabilirim?
Cevap: Eğer bireysel başvuru süreniz geçmediyse veya dosyanız henüz kesinleşmediyse bu kararı emsal gösterebilirsiniz. Kesinleşen dosyalarda ise durumun idare hukuku uzmanı bir avukat tarafından “esastan karar verilip verilmediği” yönünden incelenmesi gerekir.
İzmir’de idare mahkemesinde tam yargı davası açmak için zamanaşımı süresi nedir?
Cevap: İdari işlemlere karşı açılacak tam yargı (tazminat) davalarında İYUK (İdari Yargılama Usulü Kanunu) kapsamında belirli süre sınırları (öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl ve her halükarda 5 yıl veya idareye başvuru sonrası yasal süreler) bulunmaktadır. Hak kaybı yaşamamak adına sürenin İzmir idare hukuku avukatı ile değerlendirilmesi kritik önemdedir.
Sizin Durumunuz Bu Kapsama Giriyor mu?
Çalışma izni verilmemesi nedeniyle uzun yıllar mesleğinizi icra edemediyseniz, kazanç kayıplarınızı somut belgelerle ortaya koyabiliyorsanız ve özellikle daha önce açtığınız tazminat (tam yargı) davası “muhtemel zarar” gerekçesiyle reddedildiyse, durumunuz bu güncel AYM kararı kapsamında yeniden değerlendirilebilir.
Dosyanızın hangi aşamada olduğunu, hukuken hangi yolların açık bulunduğunu değerlendirmek ve süreç hakkında detaylı bilgi almak için İzmir idare hukuku avukatı kadromuzla iletişime geçebilir, hukuki durumunuzu bizimle paylaşabilirsiniz.
Bu yazı, yargı kararlarının bilgilendirme amacıyla aktarılmasıdır; hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz, belirli bir sonuç vaadi içermez. Her olayın koşulları farklı olduğundan, değerlendirmenin bir hukuk profesyoneliyle yapılması yerinde olur.













