Fikri Mülkiyet Hukuku Bülteni- Haziran Ayı

Spor Organizasyonlarında Fikri Mülkiyet Ekonomisi: “Dai Dai” Şarkısı Ekseninde Telif, Lisanslama ve Sosyal Sorumluluk Sözleşmeleri

Müzik endüstrisindeki küresel rekabetin ve mega spor organizasyonlarının fikri mülkiyet uyuşmazlıklarına yansımasının en güncel ve çarpıcı örneklerinden biri, FIFA Dünya Kupası 2026’nın resmi marşı “Dai Dai” etrafında şekillenen çok katmanlı hukuki ekosistemdir. Kolombiyalı sanatçı Shakira ve Nijeryalı Burna Boy tarafından seslendirilen ve 15 Mayıs 2026 tarihinde Sony Music Latin ile Ace Entertainment ortaklığında yayınlanan bu eser; bir müzik parçasının telif hukuku, lisanslama, yan haklar ekseninde nasıl devasa bir hukuki ve finansal varlığa dönüştüğünü gözler önüne sermektedir.

“Dai Dai”, tüm büyük dijital platformlarda “dijital performans hakkı” kapsamında kamuya sunulmuş olsa da çevrimiçi ortamda asıl hukuki mücadele kullanıcılar tarafından üretilen içeriklerde (UGC) şarkının izinsiz kullanımıyla ortaya çıkmaktadır. Modern fikri mülkiyet ekosisteminde platformlar, içeriği tamamen kaldırmak yerine telif gelirini hak sahiplerine yönlendiren gelişmiş algoritmalara ve içerik tanımlama sistemlerine başvurmaktadır. Bu mekanizmanın finansal büyüklüğü ve taşıdığı riskler, geçmiş turnuvalardaki emsal verilerle de sabittir. Örneğin, Shakira’nın Spotify’da 1 milyardan fazla dinlenen 2010 yılındaki turnuva şarkısı “Waka Waka”, Kamerunlu Golden Sounds grubunun 1980’lerdeki “Zangaléwa” adlı hit parçasıyla olan benzerliği nedeniyle intihal tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Olası bir telif hakkı tazminat davasının önüne geçmek amacıyla Sony Music ve sanatçı mahkeme dışı bir sulh anlaşması imzalayarak Kamerunlu grubu esere resmi ortak yazar olarak eklemek zorunda kalmıştır.

İşin canlı performans boyutu ise uluslararası fikri mülkiyet hukukunda “bağlantılı haklar” kapsamında korunmakta olup; icracı sanatçıya performansın tespit edilmesi , yayınlanması ve kamuya iletimi üzerinde mutlak bir kontrol yetkisi tanımaktadır. Shakira’nın 19 Temmuz 2026’da New Jersey’deki MetLife Stadyumu’nda Madonna ve BTS ile birlikte gerçekleştireceği FIFA Dünya Kupası finali devre arası gösterisi , işin sözleşmesel katmanını ön plana çıkarmaktadır. Küresel ölçekteki bu performans için sanatçılar herhangi bir gösteri ücreti etmemiş, haklarını ve zamanlarını sözleşmeyle doğrudan FIFA Global Citizen Eğitim Fonu’na devretmiştir.

FIFA, turnuvaya ilişkin tüm fikri mülkiyet unsurlarının asıl hak sahibi sıfatıyla, dünya çapında 101 yayıncı kuruluşa münhasır yayın lisansı sağlamıştır. Spor ve eğlence endüstrisinde telif haklarının sömürülmesini engelleyen dijital korsanlık ise büyük bir finansal tehdit oluşturmakta ve küresel spor/yayıncılık sektöründe her yıl yaklaşık 28 milyar ABD doları tutarında gelir kaybına yol açmaktadır.

“Dai Dai” şarkısının bağımsız bir müzik eseri olmaktan çıkıp ticari bir pazarlama aracına dönüşmesi, sponsorluk kazançları ve marka hukuku ile doğrudan ilişkilidir. Coca-Cola’nın 2010 yılındaki “Wavin’ Flag” (K’naan) kampanyasında olduğu gibi, resmi sponsorlar şarkıyı kendi ticari reklamlarında kullanabilmek için FIFA’nın kontrol ettiği lisans zincirinden alt lisans almak zorundadır. Ayrıca eserin “Official FIFA World Cup 2026™ Album” içerisinde yer alması ve albümün fiziksel veya dijital olarak her bir çoğaltımı için besteci ve yayıncıya lisans bedeli ödenmesini yasal bir zorunluluk kılmaktadır. Albüm ismindeki “™” ibaresi ise FIFA’nın turnuva markası üzerindeki haklarını hukuken koruma altına aldığını göstermektedir. Bu sürecin hukuki ve sosyal sonucunu farklı kılan en önemli unsur ise telif gelirlerinin  tamamen kamu yararına tahsis edilmesidir. Shakira’nın “Dai Dai” eserinden elde edeceği tüm telif hakları ve performans gelirleri, doğrudan FIFA’nın 200’den fazla ülkede yürüttüğü “Okullar İçin Futbol” (Football for Schools) programını destekleyen Küresel Vatandaşlık Eğitim Fonu’na aktarılmaktadır. Sony Music’in toplanan ilk 250.000 ABD dolarına eş değer kurumsal bağış taahhüdü ve Shakira’nın “Las Mujeres Ya No Lloran” turnesindeki bilet başına 1 dolarlık devri ile birlikte, küresel ölçekte yürütülen bu FM aktivasyonu neticesinde çocukların eğitime erişimi için toplamda 100 milyon ABD doları tutarında bir fon büyüklüğüne ulaşılması hedeflenmektedir.

Kaynaklar:

https://www.fifa.com/en/tournaments/mens/worldcup/canadamexicousa2026/articles/shakira-and-burna-boy-dai-dai-the-official-song

https://www.guinnessworldrecords.com/world-records/771550-most-streamed-fifa-world-cup-song-on-spotify

https://www.wipo.int/en/web/wipo-magazine/articles/dai-dai-shakira-and-burna-boys-world-cup-song-and-its-ip-rights-99498

https://www.nytimes.com/athletic/7279951/2026/05/14/world-cup-final-shakira-madonna-bts-pay/?unlocked_article_code=1.llA.hOjP.PBoa1Dh8zwLm&source=athletic_user_shared_gift_article_copylink&smid=url-share-ta

 

Kurgudan Ticarete: Pierre Cadault Marka Davası ve Ekrandaki Modaya Yönelik Fikri Mülkiyet Stratejileri

Televizyon dizilerindeki kostümler, yalnızca görsel birer öge olmanın ötesine geçerek kendi ticari ekosistemlerini yaratan birer fikri mülkiyet varlığına dönüşmüştür (Vogue Fashion Report, 2024). Netflix yapımı Emily in Paris dizisi; telif hakkı, endüstriyel tasarım, ticari markalar ve lisanslama sözleşmelerinin modern ekran modasında nasıl entegre yönetildiğini gösteren en güncel modelini sunmaktadır. Dizinin baş kostüm tasarımcısı Marylin Fitoussi’nin haute couture ögeleri, yükselen Avrupa markalarını ve Audrey Hepburn gibi ikonik figürlere yapılan retrospektif atıfları harmanlayan gardırobu, uluslararası hukukun çok yargı bölgeli yapısında proaktif bir koruma stratejisini zorunlu kılmaktadır.

1. Kostüm Tasarımlarının Telif ve Endüstriyel Tasarım Koruması

Televizyon endüstrisi için yaratılan özgün kostümlerin hukuki koruma rejimi, ABD ve Kıta Avrupası hukuk sistemleri arasında belirgin doktrinsel farklılıklar barındırmaktadır. ABD telif hukukunda kıyafetler genel kural olarak “kullanışlı eşya” (useful articles) sayılmakta ve koruma kapsamı dışında bırakılmaktadır. ABD Yüksek Mahkemesinin emsal Star Athletica v. Varsity Brands (2017) kararına göre; bir giysinin yalnızca kesiminden veya silüetinden bağımsız, grafik veya nakış gibi dekoratif unsurları telif korumasına tabi tutulabilmektedir. Bu durum, Amerikan yargı yetkisindeki TV kostümlerini, ayırt edici bir marka ibaresi barındırmadıkları sürece kopyalanma riskine açık hale getirmektedir. (Cardozo Arts & Entertainment Law Journal, Vol. 32).

Buna karşılık Kıta Avrupası telif hukuku, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) dönüm noktası niteliğindeki Cofemel (2019) kararı uyarınca, yazarın özgün entelektüel yaratıcılığını yansıtan her türlü moda tasarımını doğrudan telif hakkı koruması altına almaktadır. Emily in Paris gibi küresel çapta dağıtılan yapımlarda bu iki farklı rejim, paralel bir FM stratejisinin yürütülmesini gerektirir. Fitoussi’nin orjinal tasarımları, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) kapsamında hem kostüm tasarımcısının manevi hakları hem de 3 yıllık “tescilsiz AB tasarımı” hakkından yararlanmaktadır; tescil şartlarını karşılayan döngülerde ise bu koruma 25 yıla kadar uzatılabilmektedir

2. Ürün Yerleştirme, Marka Hakları ve Türev Eser Sınırları

Modern televizyon yapımcılığında lüks moda markalarının ekranda görünürlük kazanması, yapılandırılmış ürün yerleştirme sözleşmeleri ve sınırlı lisans protokollerine tabidir. Dizinin üçüncü sezonunda 250 farklı markaya ait 14.000’den fazla moda parçası kullanılmış ve bu durum yeni nesil Avrupa markalarına küresel ölçekte ticari bir görünürlük sağlamıştır. Hukuki açıdan, tescilli markaları barındıran ürünlerin izinsiz kullanımı marka hakkına tecavüz riski doğurduğundan, yapım şirketi tasarımcılarla “kazanılmış yer” (earned placement) ve açık muvafakatname modelleri üzerinden ilerleyerek yasal uyumluluğu güvence altına almaktadır (InStyle Media Analytics, 2024).

Dizinin görsel ve hukuki açıdan en hassas süreçlerinden birisi ise Audrey Hepburn’ün ikonik görünümlerine yapılan “saygı duruşu” (homage) niteliğindeki tasarımlar oluşturmaktadır. Uluslararası telif hukukunda bir kostümün birebir yeniden üretilmesi izne tabi bir “türev eser” (derivative work) teşkil edebileceğinden, Fitoussi ve ekibi “görünüm ve hissi” (look and feel) taklit etme yöntemine başvurmaktadır. Orijinal tasarımlardaki kumaş türleri, oranlar ve stil detayları değiştirilerek; yasal olarak ayırt edilebilir, ancak kamusal kültürel hafızada Hepburn’ü çağrıştıran yeni ve bağımsız eserler meydana getirilmekte, böylece telif ihlali riskleri bertaraf edilmektedir

3. Kurgusal Markaların Korunması ve Alışveriş Yapılabilir İçerik (Shoppable Content)

Dizinin ticarileşme stratejisi yalnızca gerçek markaların ekrana taşınmasıyla sınırlı kalmamış, dizi içindeki kurgusal unsurların da tescili yoluna gidilmiştir. Bunun en somut örneği, dizideki kurgusal tasarımcı karakteri “Pierre Cadault” ismi üzerinde yaşanan uyuşmazlıktır. 2023 yılında üçüncü bir tarafça AB nezdinde moda ürünleri için marka olarak tescil ettirilen bu ibare, Netflix’in başlattığı yasal süreç neticesinde 2024 yılında “kötü niyetli tescil” gerekçesiyle başarılı bir şekilde iptal ettirilmiştir. Bu karar, kurgusal moda evlerinin dahi gerçek birer ekonomik varlık ve lisanslama kaynağı olarak hukuken korunduğunu tescillemiştir.

Son sezonlarda Netflix ve Google işbirliği ile sunulan “alışveriş yapılabilir içerik” (shoppable content) deneyimi ise görüntü tanıma teknolojileri vasıtasıyla izleyicilerin Emily’nin kıyafetlerini eş zamanlı olarak tanımlayıp satın almalarına olanak tanımaktadır (Elevated Living Technology Review, 2025). Bu akıllı ticarileştirme modeli, fikri mülkiyet hukukunun sadece bir koruma kalkanı değil, aynı zamanda medya ve moda endüstrilerinin kesişim kümesinde yeni finansal ekosistemler yaratan proaktif bir altyapı olduğunu kanıtlamaktadır.

Kaynaklar:

https://www.vogue.co.uk/article/emily-in-paris-season-5-costumes

https://www.instyle.com/emily-in-paris-costumes-marilyn-fitousi-8691480

https://www.wipo.int/en/web/wipo-magazine/articles/fashion-in-tv-shows-emily-in-paris-outfits-86171

https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:62017CJ0683

https://ipkitten.blogspot.com/2024/12/guest-post-trade-mark-trouble-in-paris.html

 

Pelham II Kararı: AB Adalet Divanı Müzik Örneklemelerinde Pastiş İstisnasının Kapsamını Yeniden Şekillendiriyor

AB Hukukunda Pastiş Kavramının Yorumu

Bilgi Toplumu Direktifi’nde “pastiş” kavramına ilişkin açık bir tanım bulunmaması nedeniyle ABAD, bu kavramın Avrupa Birliği hukukuna özgü ve tüm üye devletlerde yeknesak şekilde yorumlanması gereken özerk bir kavram olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, aynı hükümde karikatür, parodi ve pastiş kavramlarının birlikte düzenlenmiş olmasının ortak birtakım özelliklere işaret ettiğini belirtmiştir. Buna göre bu kavramların tamamı, mevcut bir esere gönderme yapılmasını ancak ortaya çıkan yeni eserin özgün ve farklı bir karakter taşımasını gerektirmektedir.

Bununla birlikte Mahkeme, pastiş kavramının parodi ve karikatürden ayrıldığını da açıkça ortaya koymuştur. Karara göre pastiş için mizahi veya hiciv niteliği aranmaz. Öte yandan pastiş, koruma altındaki eserlerin her türlü yeniden kullanımını meşrulaştıran genel bir istisna olarak da yorumlanamaz. ABAD, telif hakkının mülkiyet hakkının bir uzantısı olduğunu kabul etmekle birlikte, bu hakkın ifade özgürlüğü ve sanat özgürlüğü ile dengelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu yaklaşım doğrultusunda Mahkeme, müzik örneklemesini sanatsal bir ifade biçimi olarak kabul ederken fonogram yapımcılarının ekonomik yatırımlarının korunması gerekliliğini de göz önünde bulundurmuştur.

Müzik endüstrisinde örnekleme (sampling), özellikle elektronik müzik, hip-hop ve remix kültürünün temel yaratım araçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, mevcut eserlerden alınan ses parçalarının kullanımı uzun yıllardır telif hakkı sahiplerinin münhasır hakları ile sanatçıların ifade özgürlüğü arasında hassas bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (“ABAD”) 14 Nisan 2026 tarihli Pelham II kararı, bu dengeye ilişkin tartışmalara yeni bir boyut kazandırmış ve Bilgi Toplumu Direktifi’nin 5(3)(k) maddesinde düzenlenen “pastiş” istisnasının kapsamına ilişkin önemli açıklamalarda bulunmuştur.

Uyuşmazlığın temelinde, Alman elektronik müzik grubu Kraftwerk’in 1977 tarihli Metall auf Metall adlı eserinden alınan iki saniyelik ritim dizisinin, 1997 yılında yayımlanan Nur mir isimli şarkıda kullanılması yer almaktadır. Davacılar, söz konusu kullanımın fonogram yapımcı haklarını, icracı sanatçı haklarını ve telif haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. ABAD, 2019 tarihli Pelham I kararında, bir fonogramdan alınan ses örneğinin kulak tarafından tanınabilir şekilde kullanılması halinde çoğaltma teşkil edeceğine ve kural olarak hak sahibinin iznine tabi olduğuna hükmetmişti. Pelham II kararında ise Mahkeme, tanınabilir nitelikteki bu kullanımın belirli koşullar altında “pastiş” istisnası kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusuna yanıt aramıştır.

Pastiş İstisnasının Unsurları

Kararda, bir kullanımın pastiş olarak değerlendirilebilmesi için üç temel unsurun bir arada bulunması gerektiği belirtilmiştir. İlk olarak yeni eser, mevcut bir eseri çağrıştırmalı ancak ondan açık şekilde ayrışmalıdır. İkinci olarak kullanılan materyal tanınabilir olmalıdır; bu nedenle gizli kopyalamalar veya intihal niteliğindeki kullanımlar pastiş kapsamında değerlendirilemez. Son olarak ise kullanım, orijinal eserle bir “yaratıcı diyalog” kurmalıdır. Mahkemeye göre karakteristik unsurların kullanımı yalnızca tekrar amacı taşımamalı; saygı duruşu, stil taklidi veya eleştirel bir yaklaşım gibi sanatsal bir etkileşime hizmet etmelidir.

ABAD ayrıca öznel niyet yerine objektif bir değerlendirme ölçütü benimsemiştir. Buna göre kullanıcının özellikle bir pastiş yaratma amacı taşıdığını kanıtlaması gerekli değildir. Önemli olan, bilgili bir kitlenin ilgili kullanımın pastiş niteliğini algılayabilecek durumda olmasıdır.

Kararın Muhtemel Etkileri

Pelham II kararı, Pelham I ile benimsenen katı yaklaşımı belirli ölçüde yumuşatarak sanatsal yeniden kullanıma daha geniş bir alan açmaktadır. Bununla birlikte karar, uygulamada cevaplanması gereken önemli soruları da beraberinde getirmektedir. Özellikle “yaratıcı diyalog” için gerekli dönüşüm seviyesinin ne olduğu açık değildir. Tanınabilir bir ses örneğinin yalnızca farklı bir müzikal bağlama yerleştirilmesi yeterli olacak mıdır, yoksa daha kapsamlı ve dönüştürücü bir katkı mı aranacaktır? Karar bu konuda kesin bir ölçüt ortaya koymamaktadır.

Benzer şekilde, pastiş niteliğini değerlendirecek olan “bilgili kitle” kavramının kapsamı da belirsizliğini korumaktadır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ulusal mahkemelerin vereceği kararlar, pastiş istisnasının sınırlarının belirlenmesinde kritik rol oynayacaktır. Aksi halde istisnanın geniş yorumlanması, hak sahiplerinin ekonomik menfaatlerini zayıflatabilecek ve mevcut eserlerin değerli unsurlarının izinsiz şekilde kullanılmasına kapı aralayabilecektir.

Sonuç olarak Pelham II kararı, Avrupa Birliği telif hukuku bakımından müzik örneklemesi ve yaratıcı yeniden kullanım uygulamalarına ilişkin önemli bir dönüm noktası niteliğindedir. ABAD, hak sahiplerinin korunması ile sanat özgürlüğü arasında denge kurmaya çalışırken, özellikle “yaratıcı diyalog” ve “bilgili kitle” kavramlarının içeriğini büyük ölçüde ulusal mahkemelerin gelecekteki yorumlarına bırakmıştır. Bu nedenle kararın gerçek etkisi, önümüzdeki yıllarda oluşacak içtihatlarla daha net şekilde ortaya çıkacaktır.

Kaynaklar:

https://www.aippi.org/news/pelham-ii-cjeu-clarifies-the-pastiche-exception-for-musical-sampling/

https://infocuria.curia.europa.eu/tabs/affair?sort=AFF_NUM-DESC&searchTerm=%22C-590%2F23%22&publishedId=C-590%2F23

 

FIFA Dünya Kupası 2026 Öncesinde 66.000’den Fazla Sahte Forma Ele Geçirildi

Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) tarafından desteklenen uluslararası bir operasyon kapsamında, FIFA Dünya Kupası 2026 öncesinde piyasaya sürülmesi planlanan 66.000’den fazla sahte futbol forması ve spor ekipmanı ele geçirildi. İspanya Ulusal Polisi liderliğinde yürütülen ve Europol, Interpol ile Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Ofisi’nin (OLAF) destek verdiği operasyon, EMPACT (Avrupa Çok Disiplinli Suç Tehditleri Platformu) çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Operation CLEANTRADE” adı verilen operasyon, Dünya Kupası’na katılması beklenen milli takımlara ait forma ve spor ürünlerinin taklit edilmesine odaklandı. İspanya’nın Madrid, Barselona, Málaga, Elche ve Dénia şehirlerinde gerçekleştirilen soruşturmalar kapsamında depolar, dağıtım merkezleri, pazar alanları ve kargo hizmetleriyle bağlantılı çok sayıda noktada aramalar yapıldı. Operasyon sonucunda toplam ağırlığı 16 tonu aşan 66.000’den fazla sahte forma ve spor ekipmanı ele geçirildi.

Yetkililer, ele geçirilen ürünlerin milli takımların resmi tasarımlarını, armalarını ve diğer ayırt edici unsurlarını taklit ettiğini, ürünlerin yasa dışı pazarlar, sosyal medya platformları ve yetkisiz çevrimiçi satış kanalları üzerinden tüketicilere ulaştırılmasının planlandığını belirtti. Sahte ürünlerin yasa dışı piyasa değerinin 2 milyon Euro’yu aştığı, hak sahiplerinin uğradığı ekonomik zararın ise 7 milyon Euro’’nun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Operasyon kapsamında çok sayıda kişi hakkında fikri mülkiyet haklarının ihlali nedeniyle işlem başlatılırken soruşturmaların devam ettiği bildirilmektedir.

Bu operasyon, büyük spor organizasyonlarının yalnızca sportif ve ticari değil, aynı zamanda fikri mülkiyet hukuku açısından da önemli riskler doğurduğunu bir kez daha göstermektedir. Dünya Kupası gibi küresel etkinlikler, tüketici talebindeki artış nedeniyle sahte ürün üreticileri için cazip fırsatlar yaratmakta; özellikle tescilli markalar, logolar, armalar ve koruma altındaki tasarımlar yoğun şekilde taklit edilmektedir.

EUIPO verilerine göre, yalnızca Avrupa Birliği’nde giyim sektörü sahtecilik nedeniyle her yıl yaklaşık 12 milyar Euro gelir kaybına uğramaktadır. Özellikle e-ticaret platformları ve sosyal medya kanallarının yaygınlaşması, sahte ürünlerin sınır ötesi dağıtımını kolaylaştırırken hak sahiplerinin marka ve tasarım haklarını koruma mücadelesini de daha karmaşık hale getirmektedir.

Sahte ürünlerle mücadele yalnızca ekonomik kayıpların önlenmesi açısından değil, aynı zamanda tüketicilerin korunması bakımından da önem taşımaktadır. Kalite ve güvenlik standartlarına uygun olmayan sahte spor ekipmanları tüketiciler açısından sağlık ve güvenlik riskleri yaratabilmekte, ayrıca organize suç ağlarının finansmanında rol oynayabilmektedir. Bu nedenle Dünya Kupası gibi yüksek görünürlüğe sahip organizasyonlar öncesinde gerçekleştirilen uluslararası iş birlikleri, marka ve tasarım haklarının etkin korunması açısından önemli bir araç olarak öne çıkmaktadır.

Kaynaklar:

https://www.euipo.europa.eu/en/news/more-than-66-000-fake-football-jerseys-seized-ahead-of-fifa-world-cup-2026

Kategori : Bültenler